Temyiz süreci devam eden kararda, “suikastın” bireysel girişimlerle işlendiği sonucu çıkarılacak hüküm tesis edildi.
İşin ilginç tarafı kararı veren mahkeme başkanı bile kendi kararından rahatsızlık duyduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı’ndan tutun da parti Genel Başkanları ve milletvekillerine kadar siyasi “aktörlerin” tamamı karara burun büktü.
Medya geri kalır mı…
“Ergenekoncusu”ndan “cemaatçi”sine tüm medya karara karşı bayrak açtı.
Bir taraf suikastın Ergenekon’a iliştirilmediği diğer taraf da muhafazakar kesimi ve onun üzerinden “cemaati” zan altında bırakan bir karar çıkmadığı için veryansın etti.
Her iki taraf da “illaha örgüt” diye tutturdu.
Doğru!
Çekilen tetiğin arkasında örgüt(ler) var…
Hrant’a sıkılan kurşunun arkasında iki farklı örgütün alçakça ittifakı var ama…
Kalemim bir yerlerin kasasından mürekkeplenmediği için rahatım ve rahatça yazmak istiyorum.
İsterseniz olayı anımsamak için hafızalarımızı tazeleyelim.
Ne zaman sıkıldı Hrant’a o kalleş kurşun?
19 Ocak 2007…
Danıştay saldırısı ne zamandı?
Mayıs 2006…
Her iki saldırının yarattığı atmosferde kim zan altında kalıyordu?
Elbette statükonun sübop ayarlarıyla oynayacak bir dünya görüşüne sahip kadroların ağırlıkta olduğu Ak Parti…
22 Temmuz’da sandıktan iktidar çıkmayı hedefleyen AK Parti.
Çıraklık dönemi için milletten bir kez daha yetki isteyecek AK Parti.
Her iki saldırı sonrasında sokağa yansıyan görüntü, AK Parti’yi zora sokacak resimlerle dolu değil miydi?
Her iki saldırı sonrasında “malum” gazetelerin manşetlerini süsleyen başlıklar, AK Parti’ye tepki oluşturacak ajitasyon dolu cümlelerden oluşmuyor muydu?
Durun erken davranmayın.
Buraya kadar anlattıklarımdan hedef olarak, tek başına Ergenekon denilen örgütü işaret ettiğim çıkarsamasına varmayın lütfen!
Gelelim Ergenekon Soruşturmasının fitilini ateşleyen sürece…
Danıştay saldırısı sonrasında başlamadı mı “derin devletçi” avı?
Ümraniye’de bir gecekondu çatısında “ele geçirilen” mühimmat sandığıyla ilgili yürütülen soruşturma evrelerinde, belli bir kesim hemen Danıştay Saldırısı’na dayandırmadı mı bulguları?
Hrant’a yönelik alçak saldırıya kadar gelişen tüm karanlık olaylarda olduğu gibi, Danıştay saldırısına dair soruşturmada da, soruşturmayı kadük bırakıp mahkemede “eksik delil” kanısı yaratacak karartmalar uygulanmadı mı?
Örneğin Danıştay saldırganı Alparslan Arslan’ın kız kardeşini apar topar yurt dışına gönderen karanlık eller neden ortaya çıkarılmadı?
Arslan’ın kız kardeşinin kullandığı telefonun mesajlarına dair soruşturmada neden “ihmalkar” davranıldı? Bu telefonla görüşme yapılan (jandarma/emniyet/MİT bağlantılı) kamu görevlisi var mı yok mu neden araştırılmadı?
Saldırı sonrasında Arslan’ın evini kimler ziyaret edip bu anı ölümsüzleştirdi?
Ne hikmettir ki tüm bu karartmaların şüphe odağına Ergenekon yerleştirilmedi mi?
Malatya misyoner cinayetinde de Trabzon Rahip Santaro cinayetinde de aynı yöntem hakim değil miydi?
Soruşturmayı kadük bırakacak “ihmaller” ve bu ihmaller üzerinden yaratılacak şüpheyi hedef yapı üzerinde yoğunlaştırma.
Bir nevi bu “yapının” meşruiyetini yok edici bir psikolojik savaş yöntemi…
Hatırlayınız bir dönem Ergenekon’a inanan kitlelerin araştırmalara yansıyan oranı yüzde 70’lerdeydi. Bu oran bu psikolojik savaşın semeresi değil miydi sizce?
Sözü çok uzatmayacağım…
Kaleme aldığım 5 kitap ve yüzlerce makale ile ilgili yaptığım araştırmalarda, bugüne kadar muhakemesini yapıp yazacak atmosfer bulamadığım sonuç; devletin derin koridorlarında akıllara zarar bir “derin ittifakın” olduğu yönünde.
“Peki nasıl bir ittifak bu” diye soracaksınız…
Ergenekon denilen yapıda revizyon yapılacak kadar “sığ” kalınmasını sağlamaya çalışanlarla, bu yapıları tehdit olarak gösterip iktidarın dizginlerini hep elinde tutmaya çalışanları ittifakı bu.
Daha açık ifade ile devleti karanlık bir konsey üzerinden yönetirken, yeni dünya düzenine göre operasyon yöntemini değiştirmesine karşın bu yönteme uyum sağlayamayan dallarını tasfiye etmeye çalışanlarla, bu dallardan her daim muzdarip olmuş bir yapının içine (cemaate) sızıp, bu yapı üzerinden iktidarın dizginlerini elinde tutmaya çalışanların benzeri görülmemiş “kirli ittifakı” bu.
BAŞBAKAN’A KİMYASAL SUİKAST
Bakınız bu ittifakın birkaç eylemini daha sayalım…
Dağlıca ve Aktütün baskınları…
Habur organizasyonu.
MİT-PKK müzakeresinin basına sızdırılması…
Ve maalesef sayın Başbakan’ın günlerce ortadan kaybolmasına sebep olan ve kamuoyuna “kanser” olduğu yönünde bilgi pompalatan rahatsızlığı…
Bir insanın bağırsaklarında, “saçma” yarası kadar delik açacak nasıl bir kimyasal saldırı var bunun uzmanı değilim elbette; ama güvenilir kaynaklardan teyit ettirdiğim bilgi bu yönde.
Sayın Başbakan’a hem de çok yakından tanıdığı bir ev ziyaretinde, birkaç dakikalık elektrik kesintisinin yaşandığı ve bu tür bir saldırının “gıda üzerinden yükleme” ile gerçekleşmiş olabileceği yabana atılır bir iddia değil sanırım.
Netice itibarıyla, Ergenekon denilen yapının tasfiye edilmesine nasıl inanıyorsam, bu yönde bulunduğum konum itibarıyla nasıl bir mücadele verdiysem, bu “derin ittifakın” da deşifre olması ve tarumar edilmesi gerektiğine o kadar inanıyor ve bunun için verilecek mücadeleden asla geri durmayacağımı ifade etmek istiyorum.